• Arkadaşlarım

  • Bağlantılarım

kişiselleştirdiklerimiz

16/4/2008 · Kategori: Kisisel deneyimler

bazen hayat adına pek fazla bişeyler veremeyizhep bizden bişeyler istediğini zanederiz.Hep bizden aldığını hem sömürdüğünü zannederiz.Farklı beklentiler içinde kaybolup sürükleniriz.Bizi biz eden şeyleri hep pas geçeriz.üzülmek için varolduğumuzu zannederiz.Hep kaygıların etrafımızı sardığını sevinç adına herşeyin 0 olduğunu zannederiz.Etrafımızdaki herkes tarafından silindiğimizi reset atıldığımızı zannederiz.Diğerlerinin bizden 10000000....lerce farkının olduğunu zannederiz.Hislerimizin his olmaktan çıkıp etrafımızı negatiflik saçtığımızı hiç ama hiç farketmeyiz.Lüzumsuzluğumuzu farkettiğimizi zannederiz ve en sonunda kendimizi ya metrelerce yüksekte yada bir hap kutusunun yanında buluruz son anda aklımıza birşeyler  gelmezse sonsuz varoluşta buluruz kendimizi.Ama bazen işler böyle gitmez.tam karamsarlıklar sarmışken 4 bir yanımızı bişeyleri farketmeye başlarız belki nişeylere yöneliriz bize gerçekleri hatırlatan yönergeler.İşte bu noktadan sonra hayatımız sonsuz biçimde değişir.Farkımızın aslında kendimiz olduğunun farkına varırız.Milyarlarca insan arasında sadece kendimizin bu özelliklere sahip olduğunu farkederiz.sadece bu saçlara bizim sahip olduğumuzu ,bu gözlerin sadece bizde olduğunun farkına variriz.İşte o an herşey artık çok farklı gitmeye başlar.Hayat aslında tozpembe demek şstemiyorum ama kolaylaşmaya başlar.Hayatımızı nasıl olurda bu hale getirdiğimizi sorarız kendimize.eski benden uzaklaşır ve yeni bene doğru harekete geceriz.Umarım hepimizin hayatı bu cümlelerdeki kadar zor geçmez.Hayat boyu başarılar temennisiyle.

kişisel deneyimlerimiz

16/4/2008 · Kategori: Kisisel deneyimler

Öğrenme; hayat akışının bir izdüşümünün zihinde oluşturulması ve arşivlenmesine dair temel mekaniğin adıdır. Zihnin en üst düzey kabiliyetidir. Zihin, en fazla performansı öğrenme sırasında gösterir. En fazla oksijen ve şekeri de öğrenme sırasında yakabilmektedir.

 

Öğrenilenler ise direkt davranışa yansıyabilir ya da ileriki bir tarih için zihin kütüphanesinin bir yerlerinde saklı tutulabilir. Evet bilindiği gibi zihin kütüphaneler dolusu bilgi kaydedebilir; ancak bu yazının da üzerinde durmak istediği ince nokta; bu bilgiler “kavrama” noktasına uğramadan sadece algılanıp, paketlenip hafızaya gönderilmişse çağrılması neredeyse imkânsız hale gelir. Kişiler bu bilgileri ne doğru zamanda çağırabilirler ne de kullanabilirler. Adeta başkasına ait bir yükü taşır gibi kendi zihinlerinin içinde taşıdıkları ama çağıramadıkları bilgi yığınının hamalı olurlar. Doğru zamanda çağırabilme için bilginin paketlenmesi aşamasında “kavrama” anları dediğimiz tılsıma ihtiyaç vardır diyebiliriz.  

 

Bilginin nefes almaya başlaması :)

Kavrama anları, bilgiyi hakkalyakin edinmek gibidir. Klasik bir “bilgi kaydı”nda ateşi sadece görürken, “kavrama” ile ateşle adeta yanarsınız. Bilgi bir anda zihninizde can bulur, nefes alıp vermeye başlar. Bu, kalorifer tesisatının sırf şekil olsun diye evin duvarlarına yapışmış öylece duruyorken bir anda borularının içinden su geçmesi ve ısı vermeye başlaması gibi bir şeydir. Hiçbir işinize yaramayan soğuk petekler (bilgiler), kavrama anlarınız sayesinde ısı vermeye başlar. Newton’ın başına elma düştüğü an yerçekimi adına, Archimet’in hamamda tasın suyun üzerinde yüzdüğünü fark ettiği an suyun kaldırma kuvveti adına, Galile’nin kilisede derin sessizlikte akan zamana teslim olmuşken zamanı sarkaç yardımıyla ölçebileceğine dair fikir, saat adına tarihi biçimlendiren kritik kavrama anlarıdır.  

 

Acaba Nasıl kavrarım?  

Kavrama anlarının hepsinin ortak noktası bilginin duyguya değdiği ince köprüler olmalarıdır. Yani ateşle ilk yanma deneyiminizdir. Bizzat kendi eliniz yanar. Bilgi sizde özel bir hal alır. Yukarıdaki bilim adamları da dikkat ederseniz kişisel bir yaşam deneyimi içindeyken, bilgi kavrama noktasına sıçramıştır. Çünkü kişisel deneyimler sırasında laboratuvardan farklı olarak “duygu” da işbaşındadır. Kitabi bilgi, kişisel deneyim içindeki duygunuz sayesinde ruh kazanır. İşte bilgiyi ne kadar kişiselleştirir, içinde yaşadığınız bir odanın parçası haline getirirseniz, bilginiz o derece hayat bulacak ve canlanacaktır.  

Beynimiz iki ana parçadan oluşur: Dış korteks ve iç korteks. Dış korteks kitabi bilginin kayıt yeridir. İç korteks ise bünyesinde bir cambaz barındırır: Amigdala. O duygularımızdan sorumlu merkezin adıdır. Yani bir anlamda bilginin duyguya değdiği anların sekreteri amigdaladır; bilgiyi nesnellikten çıkarır size özel kılar. Örneğin bir konferans salonundaki koltuk sayısını dış korteksiniz kaydederken, o salonda sizin oturduğunuz koltuğu iç korteksiniz kaydeder.  

Aslında bilgiyi kişiselleştirmenin faydasını zihnimiz kendiliğinden biliyormuşçasına kendi otomatik olarak zaten yapmaktadır. Hadi gelin bunun deneyini yapalım.  

 

Murdock hafıza deneyi testleri

Yalnız bu deneme için bir kişiye daha ihtiyacınız var. Şimdi biz söyleyince hemen bakmayın(!) ama yazının son satırına bir kelime listesi ekledik. Bunu önceden görmemeniz gerekiyor. Seçtiğiniz deney asistanına listeyi birer saniye arayla baştan sona 1 defa size okumasını isteyin. Asistanınızın okuma işlemi biter bitmez hatırladığınız kelimeleri bir kağıda not alın. Bakalım kaç kelime hatırlayabileceksiniz? Hadi deneyi yapın-gelin, yazının devamı için biz burada bekliyor olacağız. 

 .....................................................................................  

Evet, deneyiniz bittiyse sonuçlarıyla ilgili ahkam kesmeye başlayalım. Siz de baştaki ve sondaki kelimeleri ortadakilerden daha yüksek oranda hatırladınız di mi? Eğer deneyi harfi harfine uyguladıysanız sonuçlarınız muhtemelen böyle çıkacaktır. Murdock’ın yüzlerce denek üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçları da bu şekildedir.  

Baştakilerin daha fazla hatırlanıyor olmasıyla sondakilerin daha fazla hatırlanıyor olması zihne ait birbirinden farklı iyi ayrı özelliğin belirtisidir. Biz önce baştakilerin neden hatırlandığı üzerinde duralım. Konumuza girerken hatırlarsanız bahsettiğimiz bir sihirli değnek vardı; amigdala. İşte beynimiz amigdalanın sihrinin farkında olacak ki baştan itibaren her kelimeyi bir duyguya bağlamaya ve kişiselleştirmeye çalışmaktadır. Hatırlayın “lale” kelimesini zihninizde kodlarken buna benzer bir işleyiş gerçekleştirmediniz mi? Veya “kravat, patates” bu kelimeleri otomatik olarak bir şeyle (bazen onunla ilgili bir deneyiminize, bazen anlık yazacağınız bir hikâyeye) bağlamaya çalışmadı mı beyniniz? İşte bu bağladığı şeyin adı size ait öznelliklerdir, duygudur, amigdaladır. Peki neden baştaki performansınız ortadakine göre daha iyidir? Bunun cevabı da basittir. Söz konusu olan bu bağlama çabası zaman ister. Her kelime için bunu adım adım yaparken kelimeler biriktikçe yığılma olur, bunu yapmanız zorlaşır. Dolayısıyla belli bir noktadan sonra kelimeleri sadece duyduğunuzla kalırsınız, bir yerlere bağlayamazsınız ve onlar da uçar gidebilmektedir.  

Sondaki kelimelerin hatırlanmasının sebebi de kısa süreli dediğimiz bir hafıza süreciyle ilgilidir. Kısa süreli hafıza son 7 saniye ya da 7 ayrı sesi zihninde tutan kısa bir bekleme salonu gibidir.  Demek ki beynin otomatik olarak zaten yaptığı bilgiyi amigdalaya bağlama işini, kişi kendi öğrenme çabası içinde kolaylaştırmalı. (Eğer yanılmıyorsak bu deney bile yazıda anlatılanın zihninizde yerleşmesi için ince bir kavrama noktasını oluşturabilecektir